Biz; Türk Milleti olarak uygarca bir yaşam istiyoruz. Kavgadan, çatışmadan arındırılmış bir toplum hayal ediyoruz. Geçmişin yaralarının sarıldığı, geleceğe güvenle bakabileceğimiz bir ülkede yaşamak istiyoruz. O pankartlarda katilleri ve araçlarını değil, kardeşlik mesajları görmek istiyoruz. Tribündeki gençlerin, o karanlık insanları değil, Mevlana’yı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi örnek almasını istiyoruz.

Mahmut Yıldırım, kod adı Yeşil… Bizim kuşaklar onun adını ilk kez 90’ların terör ortamında duydu. Devletin kendilerine sağladığı olanakları kendi çıkarları doğrultusunda kullanan, terör örgütü ile mücadele etme görüntüsü altında silah ticareti, uyuşturucu, kumar, vs bazı yasa dışı işleri organize eden, Susurluk kazası ile de ifşa olan bir çetenin en karanlık üyesiydi. İşte öldürülen vatandaşların bindirilip götürüldükleri beyaz renkli Renault Toros marka araçlar ve Yeşil, o kirli, karanlık dönemin simgeleriydiler.

O dönemde de bu tür şahısları vatansever diye pazarlayan siyasetçiler yok değildi, gerçi onlar da siyaset sahnesinden silinip gittiler. Ancak tarih sahnesinde; hatırlamak dahi istemediğimiz acılar, kaybolan vatandaşlar, devletin imajına darbe vuran, kitleleri birbirine düşman etmeye çalışan bu tür karanlık adamlar kaldı.

Türkiye; barındırdığı tüm etnik kökenli vatandaşlarıyla teröre karşı birlik olmuşken, Türk-Kürt ayrımı yapılmaksızın her vatandaş eşit kabul edilirken anlaşılan birileri bu birlik-beraberlikten rahatsız olmuş, geçmişte yaşanan acıları tarihin kirli raflarından indirip yeniden vizyona koymayı amaç edinmiş. Bunun için de çoğunluğu o dönem henüz hayatta bile olmayan Bursaspor taraftarını piyon olarak kullanmaya karar vermiş.

O taraftar da “ülkemizin bir şehrinden gelen futbol takımını biz niye düşman olarak görüyoruz, esas bölücülük budur” demeyip, Türk spor tarihinin en akıldan yoksun eylemlerinden birine imza attı. Öylesine ki, karşı takım futbolcularını terörist olarak görür, öylesine ki örneğin Bursaspor’u öne geçiren gölü atan Çağatay Yılmaz’ın geçen sene Amedspor futbolcusu olması bile onun için bir anlam ifade etmez.

Bunu, futbol taraftarının genel cehaletine verip geçebiliriz. Ancak Devlet Bahçeli’nin Bursaspor taraftarına selam göndermesi, hafife alınacak bir şey değildir. Her şeyden önce Bahçeli; Türk Ceza Kanunu’nda Kamu Barışına Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenen ve kısaca “suç ve suçluyu övmek” şeklinde tanımlanan Madde 215’e göre suç işlemiştir. Ancak bizi ilgilendiren, işin bu kısmı değil.

Biz; Türk Milleti olarak uygarca bir yaşam istiyoruz. Kavgadan, çatışmadan arındırılmış bir toplum hayal ediyoruz. Geçmişin yaralarının sarıldığı, geleceğe güvenle bakabileceğimiz bir ülkede yaşamak istiyoruz. O pankartlarda katilleri ve araçlarını değil, kardeşlik mesajları görmek istiyoruz. Tribündeki gençlerin, o karanlık insanları değil, Mevlana’yı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi örnek almasını istiyoruz. İşte bizi, işin bu kısmı ilgilendiriyor.

Bahçeli çıkıp “Çocuklar ne yapıyorsunuz, Diyarbakır da bizim bir şehrimiz, oranın insanı da bizim insanımız, futbolcusu da… Bu yaptığınız düşman sevindirir. Bütün bu olaylara istemeden, düşünmeden katılanlara bir ceza veriyorum: herkes Diyarbakır’da bir ilkokula kitap armağan edecek, taraftar liderlerini

bunu organize etmekle görevlendiriyorum, bir daha da bu tür bölücü organizasyonlara maşa olmayın” deseydi, hem toplumsal huzur, hem de partisi adına daha faydalı olmaz mıydı?

Ayrıca bir konu daha var; çok değil, birkaç gün önce tribünlerden yükselen “hükümet istifa” sloganlarını spora siyasetin karışması olarak niteleyenler 5 Mart Pazar günü oynanan Bursaspor-Amedspor maçındaki tehlikeli tribün organizasyonunu sadece stat kapatma cezası ile mi geçiştirecekler? Bu aklı (!) o taraftara kim veya kimler vermiştir? Bu olayın arkasındaki karanlık organizatörler yarın bu tip başka olayları da planlama potansiyeline sahip değiller midir? Bu, İçişleri Bakanlığı’nın hassasiyetle üzerinde durması gereken bir konudur.