Hoşgeldiniz  

DİSK/Genel-İş Sendikası’ndan 15-16 Haziran Açıklaması

MS | 16 Haziran 2022 | Tüm Manşetler A- A+

DİSK/Genel-İş Sendikası’ndan 15-16 Haziran Açıklaması

DİSK/Genel-İş Sendikası’ndan 15-16 Haziran Açıklaması

Ülkemizin en büyük işçi direnişi olan 15-16 Haziran 1970 olaylarıyla ilgili DİSK/Genel-İş Sendikası Kayseri Şube Başkanı Ramazan Benian bir basın açıklaması yayınladı.

 

EMEĞİMİZ, EKMEĞİMİZ ve HAKLARIMIZ İÇİN YAŞASIN 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİMİZ!

Bundan tam 52 yıl önce Türkiye işçi sınıfının tarihi yeniden yazıldı. 15-16 Haziran 1970’te bir araya gelen, omuz omuza veren işçiler tarih yazdı.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi işçi sınıfının sendikal haklarını ve DİSK’i savunduğu şanlı bir direniştir. O dönem hükümeti, patronların isteği doğrultusunda DİSK’i yok etmek istiyordu. Böylece işçileri daha ucuza çalıştırmak istiyor, işçi sınıfına kölelik dayatıyorlardı.

Ancak hiçbir baskı ile DİSK’i yok edemediler. İşçi sınıfını DİSK’ ten koparamadılar. İşte bu nedenle dönemin hükümeti Sendikalar Kanunu’ nda değişiklik yaparak DİSK’i ortadan kaldırmak istedi.

Tüm tepkilere ve uyarılara rağmen Yasa Meclis’e getirilince DİSK direniş kararı aldı. İki gün boyunca İstanbul ve İzmit te on binlerce işçinin iş bırakarak katıldığı genel direniş ve yürüyüşler yapıldı.

Ne polis copları ne askeri panzerler… Hiçbir şey durduramadı birleşen işçileri. Üç işçi yaşamını yitirdi, DİSK Genel Başkanı Kemal TÜRKLER ’in de aralarında olduğu yüzlerce kişi tutuklandı, binlerce kişi işten atıldı ancak sonunda işçiler kazandı. DİSK’i yok etmek isteyen ve tek sendika dayatan Yasa, büyük işçi direnişinin etkisiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.15-16 Haziran 1970 ‘ teki onurlu direnişimiz, işçi sınıfının birliğinin, dayanışmasının ve mücadelesinin sembolü haline geldi.

15-16 Haziran yalnızca anılması gereken bir ‘’Tarih’’ değil, işçi sınıfının elini kolunu bağlama girişimine karşı bir itirazdır, sendikal hak ve özgürlükleri savunma direnişidir.

15-16 Haziran 1970’te işçi sınıfı masaya vurup ‘’Artık yeter!’’ demişti. Bugün işçi sınıfı için bir kez daha ‘’artık yeter’’ deme günüdür. Taleplerimizi omuz omuza yükseltme günüdür.

Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle bu ülkenin işçileri başta olmak üzere geniş halk kesimleri ağır bedeller ödüyor. Çarşıdaki, pazardaki zamlar ücretleri eritiyor.

Ekmeğimiz küçülüyor, faturalarımız kabarıyor.

Bir yandan yoksulluk diğer yandan servetler artıyor. İktidarın politik tercihleri adaletsizliği büyütüyor.

Ülkeyi yönetenler ‘’Türkiye büyüyor’’ diye övünüyor. Bizler ürettik bizler çalıştık ama o büyümeden pay alamadık. Milli gelir içinde emeğin payı son iki yılda yüzde 39’dan yüzde 31’e düştü. Sermayenin payı ise 42’den yüzde 48’e çıktı. Dar gelirliler kaybetti, ücretliler kaybetti, on milyonlarca insanımız kaybetti, bir avuç sermayedar kazandı!

Yılın ilk altı ayında resmi enflasyon yüzde 21’den 73’e tırmandı. Dar gelirlinin, asgari ücretlinin gıda enflasyonu yüzde 130’a yaklaştı. Yüksek enflasyon nedeniyle yılın ilk 5 ayında asgari ücretlinin 5 bin lirası eridi gitti.

Ülkeyi yönetenler ise bu geçim sorunlarına çare üretmek yerine, rakamlarla mücadele ediyor. Hiç kimsenin inanmadığı bir enflasyon rakamı açıklayarak bizleri daha düşük ücretlere mahkûm etmek istiyorlar. Enflasyonu olduğundan düşük göstererek emeğimizi daha da ucuzlatmak istiyorlar. Bunun adı hırsızlıktır! Fakirden çalıp zengine vermektir.

Başta işçi sınıfa olmak üzere halkımız yaşam mücadelesi verirken az sayıda para ve iktidar sahibi servetlerinin, lükslerinin, ihalelerinin, karlarının, rantlarının bir kısmından bile vazgeçemiyorlar. Asgari ücretten tıkır tıkır vergi kesilirken, üç beş şirketin milyonluk vergileri sıfırlanıyor. Ücretlerimizden kesintiler sürerken patronlara kıyak üzerine kıyak yapılıyor. Kur garantili mevduat hesabıyla bizden

toplanan vergiler bir avuç zengine ve bankalara aktarılıyor. Biz geçim savaşı yürütürken bir avuç patron ve banka adına işçi sınıfına karşı sınıf savaşı şiddetleniyor.

Bu durumdan bizlerin, işçi sınıfının, insanca bir yaşam için, haklarımızı almamız için örgütlenmemiz gerekiyor. Bir olmamız, birlik olmamız, güçlü olmamız gerekiyor.

Örgütlenmemizin, haklarımız savunmamızın önüne çıkan engelleri omuz omuza aşmamız gerekiyor.

Evet, 52 yıl sonra bugünde işçi sınıfının örgütlenmesinin, sendikalı olmasının, DİSK’li olmasının ve başta grev hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkı olmak üzere sendikal haklarını kullanmasının önündeki engeller giderek büyüyor.

Sendikal barajlarla, yetki hileleri ile işçilerin sendikal haklarını kullanması engelleniyor. Sendikalı işçiler işten çıkarılıyor, işverenlerin her türlü hukuksuzluğuna göz yumuluyor.

Uluslararası sendikalar Konfederasyonu’nun Küresel Hak Endeksine göre Türkiye işçi hakları acısından en kötü 10 ülke arasında sayılıyor. Ülkeyi yönetenler grev yasaklamakla övünüyor. Uluslararası sermayeye ‘’bu ülkede işçi hakkı yok, bu ülkede emek ucuz’’ diye sesleniyor. Emeğimizi uluslararası piyasalarda haraç mezat tezgâha çıkarıyor.

Ancak bu böyle gitmez! Haklarımızı, yaşamlarımız ve memleketimizi nasıl savunacağımızı tarihimizden biliyoruz. Bundan 51 yıl önce, 15-16 Haziran 1970’ de ayağa kalkan işçi sınıfından ders almamız gerekiyor.

İnsanca yaşamak için taleplerimizi omuz omuza, tek yumruk yükseltmemiz gerekiyor.

1- Hayat pahalılığı karşısında işçi sınıfının yaşadığı gelir kaybını telafi etmesinin en önemli yolu, sendika ve grev hakkıdır. Bu hakların kullanımın önündeki tüm yasal ve fiili engeller derhal kaldırılmalıdır.

2- Başta asgari ücret olmak üzere tüm ücretler ve emekli maaşları artırılmalıdır.

3- Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturalarına yapılan zamlar geri alınmalı, temel tüketim mal ve hizmetleri vergi ve kesintiden muaf tutulmalıdır. Tüm fiyatları doğrudan etkileyen akaryakıt üzerindeki vergi yükü düşürülmelidir.

4- Enflasyon karşısında eriyen ücretler üzerindeki vergi yükü azaltılmalıdır. Kar ve faiz gelirlerinin vergilendirildiği, çok kazananın çok vergi verdiği adil bir vergi politikası benimsenmelidir.

5- Yoksulluğu yenmek için güvenceli istihdam şarttır! Bugün başta belediyeler olmak üzere birçok iş kolunda çeşitli isimler altında devam eden tüm güvencesiz istihdam biçimlerine son verilmelidir. Kadrolu, güvenceli bir iş herkesin hakkıdır, belediye şirket işçilerine kadro verilmelidir.

Büyük işçi direnişin 52’nci yılında bir kez daha tüm işyerlerinden, meydanlardan haykırıyoruz: 15-16 Haziran direnişi işçi sınıfının verdiği bir demokrasi dersidir. Emeğin hakları olmadan demokrasi, demokrasi olmadan emeğin hakları olmaz!

Emeğimiz, ekmeğimiz ve haklarımız için Yaşasın 15-16 Haziran Direnişimiz!

Yaşasın işçilerin birliği!

İnadına sendika, inadına DİSK! Ramazan BENİAN

DİSK/Genel-İş Sendikası

Kayseri Şube Başkanı

Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

Sosyal Hesaplar

Kategoriler

Takvim

Haziran 2022
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Dil Seçimi

© 2021 Haber Hacıbektaş Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle